Garip bir bencillik bu belki de!!!
Nasıl mı?
Kocaman bir kütüphaneniz var evinizde, içinde yüzlerce kitap bulunuyor,her raf tıklım tıklım ,biliyorsunuz hepsi sizin,hepsine sahipsiniz.Onlara sahibi olmuş hissi hep içinizde durduğu için çok da rahatsınız.
Sonra bir gün bir kitapçıya yolunuz düşüyor,rastgele bir kitaba gidiyor eliniz pek de farkında olmadan neyi seçtiğinizin.Eve gelip okumaya başlıyorsunuz ama bir dakika!!!her satır vuruyor sizi can evinizden,yazar sanki karşınızda oturup direk yüzünüze isabet alıyor her kelimesini.Darmadağın olan beyninizi toparlayabildiğinizde gidip o yazarın bütün kitaplarına sahip olmak istiyosunuz.Oluyorsunuz da sonrasında ve onsuz gecen gunlerınıze hayret edıyorsunuz.Bır çarpışma anından gerıye kalan kırıntılar sizi yaşatmaya yetıyor.
Amın Maaoluf da benım için böyledir.Onun yazdıklarıyla ilk karşılaşmam klasik dünya edebıyatından çok ama çok sıkıldığım bir dönemime denk gelır.Onun doğulu bir kalbi ve batılı olmamak için direnen bir kalemi vardır.Hatta bir ara fransızca öğrenmek bile istemiştim onun yapıtlarını daha ıyı sindiırebılmek için.İlk tanıştığım kitabı tabiki Semerkant' tı ,sonra Afrikalı Leo,Tanios kayası,Işık bahçeleri,Doğunun limanları ve tabiki Yüzüncü Ad.
Sadece deneme türünde yazdığı "Ölümcül Kimlikler "adlı kitabında şaşırtmıştı beni..Farklı bir türde verdiği ilk eseriydi sanırım ve bu yüzden alışık olduğumuz Maalouf tarzı yoktu ama ait olduğumuz kimlikleri derinlemesine inceliyordu ve şaşkınlıkla "evet doğru" dememizi sağlıyordu.
Onu ve yazdıklarını benımsememizin alt nedenlerinden biri belki de onunda hep üstüne basarak söylediği doğu kimliği olabilir.Fransız yazarlarını ve edebiyatını sıkı takip ediyor ve çok okuyor olsamda ,garip bir soğukluğu var içten içe.
Henüz Amin Maalouf 'la tanışmamış olanlara tevsiyemdir.Herhangi bir gün ,herhangi bir yerde elinize aldığınızda mesela "Semerkant'ı" sizi derin bir gerçekliğe sürükleyecek masalsı bir anlatımın içinde kaybolacaksınız.
Nasıl mı?
Kocaman bir kütüphaneniz var evinizde, içinde yüzlerce kitap bulunuyor,her raf tıklım tıklım ,biliyorsunuz hepsi sizin,hepsine sahipsiniz.Onlara sahibi olmuş hissi hep içinizde durduğu için çok da rahatsınız.
Sonra bir gün bir kitapçıya yolunuz düşüyor,rastgele bir kitaba gidiyor eliniz pek de farkında olmadan neyi seçtiğinizin.Eve gelip okumaya başlıyorsunuz ama bir dakika!!!her satır vuruyor sizi can evinizden,yazar sanki karşınızda oturup direk yüzünüze isabet alıyor her kelimesini.Darmadağın olan beyninizi toparlayabildiğinizde gidip o yazarın bütün kitaplarına sahip olmak istiyosunuz.Oluyorsunuz da sonrasında ve onsuz gecen gunlerınıze hayret edıyorsunuz.Bır çarpışma anından gerıye kalan kırıntılar sizi yaşatmaya yetıyor.
Amın Maaoluf da benım için böyledir.Onun yazdıklarıyla ilk karşılaşmam klasik dünya edebıyatından çok ama çok sıkıldığım bir dönemime denk gelır.Onun doğulu bir kalbi ve batılı olmamak için direnen bir kalemi vardır.Hatta bir ara fransızca öğrenmek bile istemiştim onun yapıtlarını daha ıyı sindiırebılmek için.İlk tanıştığım kitabı tabiki Semerkant' tı ,sonra Afrikalı Leo,Tanios kayası,Işık bahçeleri,Doğunun limanları ve tabiki Yüzüncü Ad.
Sadece deneme türünde yazdığı "Ölümcül Kimlikler "adlı kitabında şaşırtmıştı beni..Farklı bir türde verdiği ilk eseriydi sanırım ve bu yüzden alışık olduğumuz Maalouf tarzı yoktu ama ait olduğumuz kimlikleri derinlemesine inceliyordu ve şaşkınlıkla "evet doğru" dememizi sağlıyordu.
Onu ve yazdıklarını benımsememizin alt nedenlerinden biri belki de onunda hep üstüne basarak söylediği doğu kimliği olabilir.Fransız yazarlarını ve edebiyatını sıkı takip ediyor ve çok okuyor olsamda ,garip bir soğukluğu var içten içe.
Henüz Amin Maalouf 'la tanışmamış olanlara tevsiyemdir.Herhangi bir gün ,herhangi bir yerde elinize aldığınızda mesela "Semerkant'ı" sizi derin bir gerçekliğe sürükleyecek masalsı bir anlatımın içinde kaybolacaksınız.


