ERGUVAN GÖLGESİ

Gönderen farmau | Perşembe, Nisan 17, 2008

Benim yaşımdan bir kaç kat daha yaşlı olan asmanın gölgelendirdiği çardak da oturuyoruz.Yüzümüze vuran erguvan ağaçlarının rengi bile bizi neşelendirmeye yetmiyor.Sanırım bir saattir hiç ses çıkartmadan,arada bir iç geçirerek ,sakince etrafı seyrediyoruz.Daha Mayıs ortası olmasına rağmen hava öyle sıcak ki dilim damağıma yapışıyor sanki "Bir şeyler içsek" diyorum gönülsüzce.Başını hiç çevirmeden,fısıldar gibi "Soğuk su çıkar buzluktan içine de biraz taze nane,bir kaç dilimde limon at,benimkini küçük bardağa koy" diyor.Zihnim kısa bir bakış atıyor babaannemin en kibar hallerinden bir görüntüye,içim sıkılıyor merakımdan,canını sıkan onu huysuzlaştıran her ne ise öğrenmek için, istediği herşeyi yapabilirdim şu an ama bana bu tavrı sergilerken hiç bir şey sormaya cesaret edemiyordum.



Sanki bir ses çıkarsam ortalık alt üst olacakmışcasına bir tedirginlikle yerimden kalktım,ev kapısından geçip ,mutfağa yöneldim.Mutfak eşyaları gelişi güzel yerleştirilmiş,alışveriş poşetleri içindekilerle birlikte sebzeliklere konulmuştu,içimdeki ses bir şeylerin ters gittiğine yemin edebilirdi çünkü bu babaannemim mutfağı olamazdı.Bu çok dikkatlice bakılmadıkça göze batmayan dağınıklık bile ona ait değildi.Bir an önce bahçeye geri dönebilmek için alalacele bardaklara suları doldurup,içine de tam isteği gibi bir dilim limon atıp ,nane yapraklarını da koyar koymaz telaş içinde geri döndüm.



Yüzündeki ifade de herhangi bir değişiklik yoktu.Sakin sakin etrafını izliyordu,ne bir dalgınlık belirtisi ne de bir şey düşünüyormuş bakışı, yirmi yılımı onun dizlerinde geçirmiş torunu olan ben ,yüzüne düşen her gölgeyi,göz bebeklerine dolan her sevincin işaretini ezbere bilirdim.Velhasıl şimdi hiçbir anlam yoktu bakışlarında.Çözemediğim her dakika içim içimi yiyordu.



Kendimle konuşmaktan sıkılıp ortaya bir soru cümlesi attım."Babanne akşama ne pişirceksin bana, canım neler çekti bir bilsen yolda gelirken,hala eskisi gibi güzel yemek yapabiliyormusun?" Cümlemi bitimeden pişman olmuştum."Bu nasıl bir densizlik,nasıl bir vurdum duymazlıktı böyle,hem ne kadar ya yüzsüzdüm,dalga geçer gibi yemekten içmekten bahsediyodum oysa apaçık ortada ki canını sıkkındı,hem eskisi ne demekdi ki,yaşlanmış olabilir ama o hünerli elleri benim gibi 10 tanesini cebinden çıkarmazmıydı,biraz bulgur biraz patetes ile yaptığı yemekler dillere destan olmamış mıydı?"diye bir kaç saniye içinde onlarca cümle geçti içimden.



"Ne pişireyim" diye sorarken bana dönüyor,bakışlarımız nihayet karşılaşıyor birbiriyle,gözlerinden bir ışık süzmesi geçip gidiyor sanki bir an.Yanlış bir laf etmişim ve alınmış gibi ellerini bardağa uzatıp,sakince suyundan yudumluyor.Bir kez daha farkediyorum ki omuzları öyle küçülmüş ki;ufacık kalmışlar heybetli bedenini dik tutmaya yarayan omuzları küçücük kalmış...İçime bir kor gibi düşüyor tekrar,babaannem çok yaşlanmıştı artık,ne kadar görmezden gelsek,farketmemiş gibi davransak da yıllar geçip gidiyordu,üstelik son yıllarda ne kadar da çok yalnız bırakmıştık onu.



Düşünmeye ara verip tekrar bakıyorum gözlerine zaten ne zaman onunla yanyana gelsem içim susmaz olur,bir kuş cıvıltısı gibi kelimeler geçer her yanımdan."Hadi seni dışarı çıkarayım biraz,önce dolaşır sonra da yemek yeriz,olmaz mı? Hadi ama kırma beni"

"Haklısın öyle meşgulsünüz ki hepiniz de! vakit bulmuşken değerlendirmeli" Topu topu bir cümle kuruyor ama beni bin yerimden acıtıyor o an.Gözlerim dolu dolu bakıyorum yere,vefasız demiyor bana ama ben öyleyim o an biliyorum,hayırsız demiyor belki ama hayır nedir lügatımda yok o an,bakışlarım neye döneceğini bilemediğinden ayaklarına çarpıp geçiyor bir an,bileklerinin derileri öyle kırışmış ki,utanıyorum hem de çok ,ah yer yarılsada içine girseydim çünkü haklı,hem de hiç savunma cümlesi kurmaya gerek kalmayacasına haklı.O bütün ömrü boyunca bizi sevmekten,kollamaktan,öğretmekten yorulmayan, pamuk şekeri kıvamında babaanne...



Aniden ayağa kalkıp "Ben anlamam ,hadi ! bak biraz dan hava kararıcak,fazla süslenme,akşam sefası müptelalarıyla uğraşamayacağım ona göre"deyip ellerinden tutarak zorla ayağa kaldırıyorum,konu değiştirmekteki usta manevralarımdan biri ile karşılaştığını anlayınca direnmeden,eve doğru yürümeye başlıyor.



Arkasından bakarken tekrar gözlerim doluyor,sanki bir devrin arkasından bakıyormuş gibi,gözlerim bahçedeki agaçlara takılınca kederim,pişmanlığım biraz dağılır gibi oluyor,çocuk yıllarım gelip sarmalıyor uzun kollarıyla beni.Bu bahçe benim hayatımın 20 yılının tanığıydı ,her gün okula gittiğim bu taştan yol,yazları dallarına tırmanıp meyve topladığım ağaçlar,arkadaşlarla toplanıp gölgesinde hayaller kurduğum sarmaşık,hepsinin hakkı vardı üzerimde.



Birden sıçradım"Hadi gitmiyor muyuz?" dediğinde ,anılardan sıyrılıp ,gözlerimdeki şaşkınlığa eşlik eden kahkahama engel olamadım."Babaanne sana çok süslenme demiştim,Allahım bu nasıl bir güzelliktir."Erguvan renkli elbisesini giymiş,üzerinde mor sümbüllerin birbirine sarıldığı bir eşarp örtmüş,eline defalarca yalvar yakar istediğim ama bir türlü elde edemediğim 50'li yıllardan kalma şık çantasını almış,düz topuksuz ama benim bir karış topuklu ayakkabılarımın yarış bile edemeyeceği zariflikte bir ayakkabı giymişti.Nasıl zarif,nasıl hoş bir hanım dı anlatılmaz izlenirdi...



Tam bahçeden çıkmak üzere iken "Babaanne seneye bir kaç tane daha erguvan dikelim olmaz mı,hem sana hem bahçeye çok yakışıyorlar" dedim."Ben seneye erguvanların açtığını görür müyüm bilmem"dedi...Elimi kapıya sıkıştırıp ,küçük bir çığlık atıp ,tam da uygun bir bahane bulmuşcasına ağlamaya başlıyorum.Bir yandan da" daha çok erguvanlar açaçak babaanne biz seninle altlarında gölgelenirken "diyorum.Saatlerdir çözemediğim hüznün sebebini bu kadar geç anladığım için ağlıyorum biraz da içime içime ,çantasından çıkardığı mendili uzatınca susmam gerektiğini anlayıp ,kapıyı kapatıyorum.Bir şey yokmuş gibi yürümeye başlıyorum içime akan gözyaşlarım nehirler gibi çağlarken.



O günden sonra neredeyse her haftasonunu beraber geçirdik.Kimi zaman gözlerinin içi güldü ,kimi zaman yine gelip yerleşti gözlerine o keder ama hiç yaş düşmedi güzel kirpiklerine.Belki o da benim gibi içine akıtıyordu dilsiz gözyaşlarını,bilmiyorum.



Sen derdi yansımamsın benim o yüzden şimdi yanımda sadece sen varsın...Kendi aksiliğini benimle özdeşleştirmek istercesine...Ona benzediğim doğruydu, hep ona öykündüm büyürken,onun gibi güçlü olmaktı çoğu zaman tek amacım ve çoğu zaman tek hayranı olduğum figürdü, hayal yolumdaki uzun metrajlı filmimde.



Şimdi gözlerinin yansıması olmadan sarmaşık ışıkları altında bu satırları yazıyorum.Onun nefesi olmadan bu bahçe ne kadar da renksiz görünüyor gözüme oysa bu mevsim en tatlı zamanlardır.Akşamüstü rehaveti çörekleniyor yine içime,oysa soğuk limonlu,taze naneli bir bardak su içsem iyi gecelecek biliyorum.Gözlerim gökyüzünde takılıp kalıyor...



Bu sene erguvanlar babaannemsiz açıyor....