Önce selam verdim içeri girmeden. Kapının kenarını yaslanıp ,bomboş içini hiçbir sözcükle dolduramadığım bir ifade ile öylece baktı, ne bir göz işareti ne de bir mimik hareketi. En azından bir dudak kıpırtısı farketmek istedim ama sanki karşımda buzdan bir heykel vardı. Öyle hızlı karar verdim ki ardımdan gelmek zorunda kaldı görüntüler. Bir adım da eşikten geçip,koluna çarpmamaya çalışarak, tanıdık adımlarla salonun yolunu buldum. Yumuşak ama artık yıllara dayanamayan kasası eğilmeye başlayan kanepenin kenarına iliştim, çantamı kolumdan alıp, ayaklarımın dibine bıraktım, montumumu çıkarmalımıydım işte en büyük soru işareti buydu şimdi kafamda. Onca soru işaretini bir kenara itmeme sebeb olan soru ; montumu çıkarıp çıkarmayacağımdı.
Aradan bir kaç dakika geçmesine rağmen halan gelmemişti içeri,muhtemelen halen kapıda dikiliyordu çünkü çarpma sesi işitmemiştim. Odanın içerisine takıldı gözüm ,herşey aynıydı,onca geçen zamana rağmen herşey aynı idi, ne saksının yeri değimişti ne de gazetelerin. Ah o böyleydi işte, o radikal bir değişme korkağı kişilik.Oysa küçük değişiklikler ne de çok anlam katardı hayata.
Nihayet hapıyı kapatıp içeri gelmeye karar verdi,holden kararsız ama sinirli adımlarla salona doğru gelişinin ayak seslerini duyuyordum, ne çok ayrıntıyı biliyordum onun hakkında, muhtemelen biraz sonra salon kapısını ayağı ile itecek ve açık olan kapıyı duvara çarpacak,hiç yüzüme bakmadan karşıma geçip oturacaktı. Belki hiç konuşmayacak ,beni dinleyecek ve uzun uzun susacaktı. Ama ben konuştukça üzerine gittikçe dayanamayıp tepki vermeye başlayacak ve nihayet aylar süren bu küslüğü sona erdirecektik.
Kendimi kaptırıp az sonra olacakları kurgularken hiç beklemediğim bir şey oldu. Kanepeye oturmadan direk pencerenin karşısına dikilip,camdan dışarıyı seyretmeye koyuldu. Yüzünü hiç göremediğim gibi hareketlerinden hiçbir anlam çıkaramamıştım.İlk şaşkınlığı hemen attım üzerimden ve konuşmak yerine nereye baktığını düşünmeye başladım. Baktığı yöne bakmak için şu an herşeyi feda edebilirdim ama sanki oturduğum yere mıhlanmış gibiydim. Konuşmaya başlamak için günlerdir ezberlediğim metin uçup gitmişti. Karnıma kramp girdiğini hissettim. Bir yerden başlamam lazımdı.Sözü nerden açarsam açayım sonu boşluğa gidecekti biliyordum.
Dakikalar geçmesine rağmen ne bir hareket yapıyor ne de bir söz söylüyordu. Yavaş yavaş kendime kızmaya başlıyor,keşkeli başlayan cümleleri ardı ardına sıralıyordum beynimin her bir alanında. Bir şey demeli idim ama ne. Hem nereye bakıyordu o,neydi ilgisini çeken o şey. Hiç gelmemeliydim,hem aylar önce çıkmamış mıydım onun hayatından,ne varda içimdeki kurtları zapt edememiş gelmiştim ki. Şimdi böyle hiç bir şey söylemeden çıkıp gitsem ne olurdu,herşeyi berbat mı ederdim. Hayır hayır zaten herşey berbat durumda idi yeterince. Ama bir şeyler söylemeli idim.
Aniden ayağa kalktım ve pencerenin önüne gittim. Tam sol omzunun hizasına denk gelen çenemi biraz sola çevirdim. Tam onun baktığı yöne bakmaya çalıştım önce,ne bir kıpırtı var dı üzerinde ne de başka bir tepki sanki soluk bile almıyordu. Kaç dakika gözlerimle baktığı şeyi aradım durdum ve o işte tam da orada önce bakışlarım durakladı,sonra düşüncelerim dondu kaldı.
Aradan ne kadar zaman geçti ben ne kadar orda öylece onunla birlikte o pencereden baktım bilmiyorum ,bir ürperti doldu içime,arkamı döndüm ve bir kaç adım attıktan sonra yerdeki çantamı elime alıp salon kapısından yavaşça süzülüp,dış kapıya yöneldim,sessizce kapıyı kapatıp çıktım.

















