3

Gönderen farmau | Pazartesi, Mart 31, 2008







Önce selam verdim içeri girmeden. Kapının kenarını yaslanıp ,bomboş içini hiçbir sözcükle dolduramadığım bir ifade ile öylece baktı, ne bir göz işareti ne de bir mimik hareketi. En azından bir dudak kıpırtısı farketmek istedim ama sanki karşımda buzdan bir heykel vardı. Öyle hızlı karar verdim ki ardımdan gelmek zorunda kaldı görüntüler. Bir adım da eşikten geçip,koluna çarpmamaya çalışarak, tanıdık adımlarla salonun yolunu buldum. Yumuşak ama artık yıllara dayanamayan kasası eğilmeye başlayan kanepenin kenarına iliştim, çantamı kolumdan alıp, ayaklarımın dibine bıraktım, montumumu çıkarmalımıydım işte en büyük soru işareti buydu şimdi kafamda. Onca soru işaretini bir kenara itmeme sebeb olan soru ; montumu çıkarıp çıkarmayacağımdı.

Aradan bir kaç dakika geçmesine rağmen halan gelmemişti içeri,muhtemelen halen kapıda dikiliyordu çünkü çarpma sesi işitmemiştim. Odanın içerisine takıldı gözüm ,herşey aynıydı,onca geçen zamana rağmen herşey aynı idi, ne saksının yeri değimişti ne de gazetelerin. Ah o böyleydi işte, o radikal bir değişme korkağı kişilik.Oysa küçük değişiklikler ne de çok anlam katardı hayata.

Nihayet hapıyı kapatıp içeri gelmeye karar verdi,holden kararsız ama sinirli adımlarla salona doğru gelişinin ayak seslerini duyuyordum, ne çok ayrıntıyı biliyordum onun hakkında, muhtemelen biraz sonra salon kapısını ayağı ile itecek ve açık olan kapıyı duvara çarpacak,hiç yüzüme bakmadan karşıma geçip oturacaktı. Belki hiç konuşmayacak ,beni dinleyecek ve uzun uzun susacaktı. Ama ben konuştukça üzerine gittikçe dayanamayıp tepki vermeye başlayacak ve nihayet aylar süren bu küslüğü sona erdirecektik.

Kendimi kaptırıp az sonra olacakları kurgularken hiç beklemediğim bir şey oldu. Kanepeye oturmadan direk pencerenin karşısına dikilip,camdan dışarıyı seyretmeye koyuldu. Yüzünü hiç göremediğim gibi hareketlerinden hiçbir anlam çıkaramamıştım.İlk şaşkınlığı hemen attım üzerimden ve konuşmak yerine nereye baktığını düşünmeye başladım. Baktığı yöne bakmak için şu an herşeyi feda edebilirdim ama sanki oturduğum yere mıhlanmış gibiydim. Konuşmaya başlamak için günlerdir ezberlediğim metin uçup gitmişti. Karnıma kramp girdiğini hissettim. Bir yerden başlamam lazımdı.Sözü nerden açarsam açayım sonu boşluğa gidecekti biliyordum.

Dakikalar geçmesine rağmen ne bir hareket yapıyor ne de bir söz söylüyordu. Yavaş yavaş kendime kızmaya başlıyor,keşkeli başlayan cümleleri ardı ardına sıralıyordum beynimin her bir alanında. Bir şey demeli idim ama ne. Hem nereye bakıyordu o,neydi ilgisini çeken o şey. Hiç gelmemeliydim,hem aylar önce çıkmamış mıydım onun hayatından,ne varda içimdeki kurtları zapt edememiş gelmiştim ki. Şimdi böyle hiç bir şey söylemeden çıkıp gitsem ne olurdu,herşeyi berbat mı ederdim. Hayır hayır zaten herşey berbat durumda idi yeterince. Ama bir şeyler söylemeli idim.

Aniden ayağa kalktım ve pencerenin önüne gittim. Tam sol omzunun hizasına denk gelen çenemi biraz sola çevirdim. Tam onun baktığı yöne bakmaya çalıştım önce,ne bir kıpırtı var dı üzerinde ne de başka bir tepki sanki soluk bile almıyordu. Kaç dakika gözlerimle baktığı şeyi aradım durdum ve o işte tam da orada önce bakışlarım durakladı,sonra düşüncelerim dondu kaldı.

Aradan ne kadar zaman geçti ben ne kadar orda öylece onunla birlikte o pencereden baktım bilmiyorum ,bir ürperti doldu içime,arkamı döndüm ve bir kaç adım attıktan sonra yerdeki çantamı elime alıp salon kapısından yavaşça süzülüp,dış kapıya yöneldim,sessizce kapıyı kapatıp çıktım.



2

Gönderen farmau | Pazar, Mart 30, 2008







Gözlerinin,kenar yerlerinden birbirine dikilmiş kumaş parçalarını ayırmak için kullanılan teğel sökücülerden farkı yoktu.Terzilerin ayakları arasında büyüdüğünden olsa gerek,kendi kendine böyle bir huy edinmişti.İnsanları uzun uzun,baştan aşağı süzer sonra da gözüne takılan detayları incelerdi.Bakışlarındaki tarahsız edici deliciliğin yanında,yaramaz bir afacanın muzurluğu daha çok farkediliyordu.Aynı hayatı paylaştığı pek çok insan onu çok da seviyor sayılmazdı,birlikteliklerin getirdi bireysel ilişkilerin mecburiyeti olan katlanılabilirlik sınırlarına dayanan ,çoğu zamanda bu sınırı epeyce zorlayan birine fazla bile şevkat gösteriyorlardı belkide.

Son zamanlarda o kadar çok vakit geçirmişti ki; o küçük bankın üzerinde,neredeyse pantolunun ve kendi tasarımı olan ceketinin rengi atmış,saçları öğlen güneşi altında sararmaya başlamıştı.Günlerdir sabah erkenden geliyor ,akşamın geç saatlerine kadar o bankın üzerinde oturup,kulaklıklarının sadece bir tanesini sağ kulağına yerleştirip,göz bebeklerini aynı nokta üzerinde sabitleyip bekliyordu.Gelip geçen insanlar baktığı yöne bakıp bir şey göremeyince; önce başlarını sağa sonra da sola çevirip,çoğu zamanda dalga geçer bir ifade ile geçip gidiyorlardı.

Hayat zaten böyle bir şeydi işte...Öyle zamanlarda ,öyle bir yerde, öyle bir şeye denk gelirdiniz ki,ömürünüzü o ana adayabilirdiniz.Kayan bir yıldızda tuttuğunuz dilek mi yoksa adadığınız bir adağın duası mı kabul oldu ,pek karar veremezsiniz.

İşte o da, günler öncesinde böyle bir ana denk gelmişti o bankın üzerinde otururken.O anın tekrar yaşanması için tüm zamanını feda ediyordu.Bir yanılsamı yoksa bir duraklama anı mı yaşadığı bazen karar vemiyordu ancak daha sabah uyanır uyanmaz bir acele ile evden çıkıp kendini orada buluyordu.

Günlerdir oturduğu bu bank yeşil alanın tam kenarında yola en yakın yerde idi.Yol apartmanlar ile yeşil alanı birbirinden ayırıyor ama yeşil alanın tadını çıkarmaya çalışanlara yoğun trafik ve gürültü pek imkan vermiyordu.Apartmanların çoğu üç ya da dört katlı ,daireler büyük pencereli ve balkonluydu.Sıcak hava yüzünden evsahiplerinin çoğu zamanlarının büyük bölümünü bolkonlarında geçiriyorlardı.

Günlerdir evlerinin bulunduğu yere hiç bıkmadan bakıp duran adam, evsahiplerinin dikkatini çekmiş ama aklı dengesi yerinde olmayan biridir heralde diyerek çok da umursamamışlardı.Şimdiye kadar hiç güvenlik sıkıntısı çekmemişler,olası bir durumda da böyle bir yeniyetmenin haddini bildirecek düzeyde korunuyordu zaten yaşam alanları.

Günler süren bu durum bir gün sabah sona erdi.Sabah gözlerini araladığında artık vazgeçmesi gerektiğini söyledi içinden bir ses genç adama.Aklına kazınan o görüntülerin bir yanılsama,bir duraksama belki bir film sahnesinin aklında bıraktığı kırıntıların bir araya getirdiği suretlerin bir oyunu olduğunu düşündü.Derin bir nefes aldı ciğerlerininde bu durumu farketmesi için.Düş kırıklıkları listesine bir çentik daha atmaktaktan öteye gidemeyen zamana baktı.Onun hayali için bile harcadığı onca zamana değerdi doğrusu,günlerdir bitkin düşen bedenine izin verip bütün gün uyumaya karar verdi.

Yaşlı kadın günlerdir süren hastalığı biraz iyileşme gösterince,dizlerinin dermanının kendisine yetip o gün bir kaç dakika da olsa balkona çıkabileceğini,günlerdir perdelerin arkasından yüzünü aydınlatan güneşe gülümseyebileceğini düşündü.Önce bir fincan kahve pişirtti yardımcısına ,sonra balkonun köşesindeki sandalyesine oturabilmek için yardım etmesini istedi.Güneşin verdiği etkiyle iyice eskiyen sandalyeye oturunca,diline bir şarkı takıldı eskilerden,yine engel olamadı gözyaşlarının yuvarlanmasına yanaklarından,bir eski anı geçti gözlerinin önünden.Onca geçen yıla rağmen belleğinde sakladığı ,siyah beyaz görüntülerdeki küçük oğlan çocuğu hiç değişememişti.Oğlum yaşadığını bilsem bile yeterdi bana dedi.Dudakları belli belirsiz kıpırdarken,gözlerini yavaşça kapadı.

1

Gönderen farmau | Cumartesi, Mart 29, 2008





Her şey o sabah başladı.Gözlerini araladığında ciğerlerine dolan o koku,ruhunu alıp başka diyarlara götürdü sanki.Buram buram nar çiçeği kokuyordu penceresinden odasına dolan havada.Sonunda günlerdir beklediği o an gelmişti,günlerdir yolunu gözlediği tomurcuklar sonunda açmıştı .Bir kaç saniye içinde gözkapaklarının ağırlığına dayanamayan kirpikleri kavuştu birbirine,serin bir o kadar da derin bir uykuya daldı yüzünde peydahlanan bir gülümseme ile.Sanki her şey o anın dışında kalmıştı.




Not;Zaman zaman "Kısa Zaman Telafileri "adı altında notlar alıyorum,denk geldikçe buraya eklemeye çalışıyorum.Umarım hep daha iyiye doğru gider notlarım:)

Gelecek '!

Gönderen farmau | Cumartesi, Mart 29, 2008








Kalkıp gitsek şimdi başka diyarlara ,başka hayatlara...
Başka başka cümleler kursak...
Bambaşka isimler versek mesela ruhlarımıza...
Omuzlarımızın üzerinden baksak geçmişe...
Mümkün kılabilirmiyiz
serin bir geleceği...

Hayalet Gemi

Gönderen farmau | Cumartesi, Mart 29, 2008

Sene 2001 falan olmalı.Ankara Kızılay'da bir kitabevi vardı bir kaç güne bir uğrar sürekli yeni kitaplara ve dergilere bakardım uzun uzun.HayaletGemi dergisi ile tanışmam o zamanlara denk gelir tam olarak.Kitap okumak bir yana dergi okumak ayrı bir zevkti benim için.Neredeyse bütün harçlımı bu dergilere yatırır,çoğu zaman dersleri ihmal ettiğim zamanlar olmuştur ki sırf bu yüzden annemin dergi almamı yasaklaması gerekmişti.Zaten bir süre sonra dergiler önemini yitirmeye başladı birer birer benim gözümde.

HayaletGemi'de en çok Murat Gülsoy'un yazılarını çok severdim ve derginin eski sayılarına sahip olabilmeyi ne de çok isterdim, geçenlerde derginin arşivinin nette yayınlanmış olduğunu görünce bir sevindim, bir sevindim anlatamam.Neredeyse bütün sayıları okudum bir çırpıda.Ahh ahhh nerde o eski günler demiyorum,eskiden böyle bir arşive sahip olabilmek bir mevki meselesi iken şimdi bir tık ötemizde.Teknoloji seviyorum seni yaf :))

Mart

Gönderen farmau | Perşembe, Mart 27, 2008


Mart ayı tam kendine yakıştığı gibi geçti bu sene.Bahar ile kış arasında kalmış,kimi zaman üşüten,kimi zaman ısıtan,terledim mi ne diye sordurtan,ayy çok üşüdüm keşke sabah güneşine aldanmasaydım evden çıkarken dedirten,vs.

Sevim bu Mart aynı ben.Hoş ülke gündemi salıncak gibi sallanıp dursada birilerinin baharı farketmesi gerek.Baharı farketmeyenler ,doğaya,onun işaretlerine göz ucuyla bile bakmayan bireyler sallıyor ülke gündemini,farklı tipler aynı roller,aynı aynı hep aynı şeyler.Tanımlamak bile o şeyleri öyle sıkıcı ki...

Neyse bitmesine az kaldı ama güzel bir serinlik bıraktı aklımızda Mart.

Ah Bu Ben

Gönderen farmau | Perşembe, Mart 27, 2008



Geçen yıl Mayıs ayında bol bol zamanım vardı.Yıldız Parkında sessiz sakin yürüyüşler yapıyordum.Gelecekte neler olacağına dair kurgular yapıyordum bu yürüyüşler esnasında.Ama bazen dalıp gitmiş oluyordum ,o mis gibi kokan lalerin renginde.Arada bir fotoğraflarını da çekmiştim ,şu yukarıdakide onlardan biri.

Sözlerle ilişkime ara vermem gereken zamanlarda bol bol resim yapıyorum yahut fotoğraf çekiyorum.Bazen de durup,sadece durup izliyorum gelip geçen herşeyi...

Bir sadelenme anı yahut ruhumu kirleten herşeyi çöp kovasına atmak gibi.

Yine nerden başladık nereye geldik.:)

E o zaman benden herkeŞlere gelsin "Ah bu ben kendimi "

Resimler&Hayaller

Gönderen farmau | Çarşamba, Mart 26, 2008



Resimler...Hayaller...Ben...
Darmadağın bu gece...
Sözler dolanıyor kıvrımlarımda...


Yoruldum ve....
Serbest bıraktım bu gece,
parmaklarımın arasına gizlenenler hariç...

Mor

Gönderen farmau | Çarşamba, Mart 26, 2008









Her salınışında kokun


gelir geçer damarlarımdan...


Hiç kimse rüzgar kadar şanslı olamaz...

Hayaller

Gönderen farmau | Çarşamba, Mart 26, 2008









Gözlerim asla unutturmaz o ufku
dalıp gidişlerimizi,
sözlerin ardına saklanışımızı,
balkabağı akşamların sonunda
yalınayak kıyılarda sabahlayışımızı...

Sen

Gönderen farmau | Çarşamba, Mart 26, 2008



Saçlarının arasına dolanmış mor menekşeler

Sözlerinin her yanına serpişmiş kırağı düşler

Şimdi gitsem

Gözlerim sen kokacak...

Küskünüm

Gönderen farmau | Cuma, Mart 14, 2008




Küskünlüğümle kaldım ben,
bilemeyeceğim kadar uzun sürdü,
bu yüzden aynalar da görünmüyor yüzüm

Söz

Gönderen farmau | Cuma, Mart 14, 2008



Bir şey yok...
Kirpiklerimim arasına söz kaçtı sadece...

Zaman

Gönderen farmau | Cuma, Mart 14, 2008




Bir daha susmayacak,
bir daha gülmeyecek,
bir daha küsmeyeceksin ,
bir daha pencerelerin arkasında durup bakmayacaksın biliyorum
ve
ben de bu gerçeğe göz yumup yaşamak diyeceğim geçen zamana...

Unutmuşum !!!

Gönderen farmau | Cuma, Mart 14, 2008


Kanatlarım sende kalmış
Gönderirmisin!!!

BU

Gönderen farmau | Cuma, Mart 14, 2008



bu ait olamama duygusu
bu kendini yersiz yurtsuz hissetme hali
bu kimsesizlik yabancılığı
bu sıradan olma isteği
bu kalabalıklıktaki yokluk
bu sancıların geçiciliği
bu koyulaşan kahve kıvamı
bu siğara öksürüğü
bu ağrı sarhoşluğu
bu karmaşıklık hali
bu dinginlik arayışı
bu vatan hasreti
bu olmayan sılanın özlemi
bu sorgulamanın hafifliği
bu dayanılmazlık
bu umursamazlık
bu ağlayan kalp
bu...
bu...
bu...
Ne olacak......

Irmak

Gönderen farmau | Cuma, Mart 14, 2008




Bir yeşil rüzgar tozlanıyor içimde
kokusuz bir nem çürütüyor kirpiklerimin diplerini
umuttan koparttığım lokmalar
soğutmuyor içimi
ben divane
ırmak gibiyim...

İĞDE AĞAÇLARI

Gönderen farmau | Cumartesi, Mart 01, 2008






















Baharın yaza doğru ilerlediği günlerde dünyaya gelir iğde çiçekleri. Bir kış boyu karların altında bekleyen iğde dalları, baharla birlikte yeşillenir ve baharın sonuna kadar tüm gücünü ortaya koyarak çiçeklerini açarlar. Sarı çiçekler öyle güzel tomurcuklarından çıkmaya çalışırlar ki,pıtırdılarını duymak için biraz kulak kabartmanız yeterlidir,esen rüzgârın sırtına atlayıp etrafa yayarlar kokularını. İğde ağaçlarından yayılan o koku ,işte tam da o kokuyla uyandım bu sabah.Hayır iğde ağaçları yok yakın bir yerde ve yağmur da yağmadı ,belki bir düşün son saniyelerinde gözümü açtım ve aklımda kalan tek şey o kokuydu.

Evet o koku ;kime ne anlatmaz, kime ne haber vermez ki?Ne zaman yağmur yağsa odamın içine dolardı o keskin iğde kokusu çocukluğumda.Ve uzun zaman sonra ilk defa doğup büyüdüğüm Ankarayı ,evimizi özlediğimi farkettim...Durur durur içime çekerdim o kokuyu ve hiç hesap etmezdim gün gelip bir kokuyu özleyebileceğimi...

O koku, hayata körleşircesine,inatlaşırcasına dalanlara belki de bir ilham sunardı. Taze açan iğde çiçeği, sanki bilir kendisine gelenlere neyi sunacağını ,neyi hissettireceğini ve her yağmur sonrası daha başka bırakır rüzgarın kolarına kendini...

Düşündüm de belki iğde dalları bir el uzatıyordur insanoğluna ve de iğde çiçeği .Ankara'nın hemen hemen her sokağında, her bahçesinde haşmetlice yerlere kadar eğilen dallarıyla bize sesleniyorlardır ...Belki de kokusuna banıp çıkardığı insana yeni bir haberi fısıldıyorlardır.. O haberle insanlar dönüp bir kente, bir de kendilerine bakabilirler. Akıp giden hayat seline, sele kapılan mutsuz ve yorgun insanlara... Kayıp giden topraklara, eriyen ideallere, eritilen değerlere ve anlamlara... Tutunacak bir şey bırakmamacasına azmanlaşan, canavarlaşan akıntıya... Bir iğde ağacının haşmetli ama mütevazice kokusunu paylaşmasınına, zengin ama alçakgönüllü haline bakar; bir de döner kente bakar. Gelir dayanır bir eşik gibi o zıtlık....

İğde ağacları her yerde vardır belki ama Ankara'nın o puslu havasının altında sanki daha bir başka yaşarlar... Ya bir gecekonduyu gölgelerler ya da bir cami avlusunu... Bir tarlanın kıyısında yahut uzayıp giden yol boyunca... Bazen bir bahçenin en kıyısında kalır bazen bir oyun parkının en nadide köşesinde...

Şimdi buram buram iğde çiçeği kokuyor sanki ,yersiz bir özlem gibi geldi önce bana, ancak Ankara'yı özlediğim için mi iğde ağaçlarını hatırladım yoksa iğde ağaçlarımı bana Ankara'yı aslında ne kadar özlediğimi hatırlattı tam olarak karar veremedim!!!