Daha önce bahsetmiştim Tymphony'nin sihirli tınılarından. Tymhony 'nin yeni albümü "Yalancı Gamzesi Ayartır Seni" ise bir önceki albüm "Sevilmek Marifet mi ki " kadar iyi hazırlanmış.Adım adım ilerleyen tınılar,alıp götüren esintiler hepsi bir arada. Saatlerce dinlendiğinde bile sıkılmanız mümkün olmuyor.
Albümün en dikkat çekici parçalarından biri " Taksim Göster Gerçek Yüzünü "
Tymphony – Taksim goster gercek yüzünü
Bir diğeri ise "Kabus"
Tymphony – Kabus
Benim en beğendiğim parçaya gelirsek eğer ; " Sade"
Tymphony – Sade
Selim Yörük yani Tymhony 'nin gelecek albümlerini şimdiden merakla bekliyorum. Bu tınılar kaçırılmaz haberiniz olsun!
Eczacıbaşı Sanal Müzesi Kalamış Yazmaları Sergisine ev sahipliği yapıyor. Mehmet Hamdi Eyüpoğlu'nun 1980-2008 yılları arasında bastığı yazma örnekleri sergisi pek çok ilgi çekici eser ile dolu.Ayrıca çok güzel bir etkinlik haberi var.Geleneksel Yazma Şenliği 31 Mayıs - 1 Haziran 2008 (09.00-20.00)Mavi Kaplumbağa Bahçesi Bedri Rahmi Eyüboğlu Sokak No.10 Kalamış - Kadıköy - İstanbul
Bu gün yolum bir papatya tarlasına düştü..
Ama bu öyle bedensel bir yorgunluk değil..
Ruhsal bir yorgunluk da demek istemiyorum..
Çünki bilmiyorum ruhsal bir yorgunluk nasıl olur..
Bilmediğim birşeyin tanımlamasınıda yapamam zaten..
Yorgunum ama bu yorgunluk bedenimede yansıyor..
Annem bazen derdi elimin kolumun kalkamaya canı yok diye..
Tam böyle işte..
Elimin kolumun kalkmaya canı yok..
Nere gitti bilmiyorum..
Halbukim daha çok gencim..Birçoğuna göre çocuk yaştayım..
Niye peki bu yorgunluk ..
Niye sürekli kendini arayan haller içindeyim..
O sırada oda bana bakıyor ..

Sırtı öyle kaşınıyordu ki sebze kasasının kenarları onun için en iyi aparattı o an. Bu sevimli kedicik sokağın başından eve kadar takip etti beni. Fotoğrafını çekerek onu kandırabilmiş olmama çok sevindim :)
Sonra çok acıktığını farkettim ve çantamda ki tek yiyecek olan diyet bisküvilerimi onunla paylaştım. O an başka bir çare gelmemişti aklıma ancak neredeyse yarım paketten fazla bisküviyi bitirince anladım ki aç bir kedi sunta özentisi bisküvileri bile yiyebilir. Yedi!
Eve gelince sütün keyfini çıkardı o başka :)
Nasıl güzel bakıyor ama bir türlü göz göze gelemedik iyi mi? Zaten bir süre sonra o kendi hayatına ben de kendi hayatıma döndüm...
Yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla, sordu dedesine:
Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
- "Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat."
- "Neyin simgesi" diye sordu çocuk.
- "İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.
Çocuk, sözün burasında; 'mücadele varsa,kazananı da olmalı' diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
- "Peki" dedi. "Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
- "Hangisi mi evlat?Ben, hangisini daha iyi beslersem!"
Yazarı bilinmeyen bu öykü küçük bir ders niteliğinde gibi geldi bana...
Kurbiş ile sabah sporuna devam ediyoruz. Bu etapta gerilme hareketlerine ağırlık vermemiz gerektiğini düşündüm.Hadi bakalım ilk egzersizimiz ile başlıyoruz.
1)Makas hareketi .Yere oturup bacaklarımızı makas gibi açıp kapatıyoruz 12 defa.Bu egzersiz ile hem kalça hem de iç bacak kaslarımızı çalıştırmış oluyoruz.
2.Hazır bacak kaslarımızı ısınmış iken devam edelim. Bacaklarımızdan birini karnımıza doğru çekip ,kollarımı da iki yana açıp ,öne doğru 12 defa eğilip kalkıyoruz. Bel ve sırt kaslarımızı çalıştırmak için son derece yararlı bir çalışma olacak.
3)Bu egzersiz ise bel çevremizin daha sıkı hale gelmesi için. Bacaklarımızı topralayıp önce sağa sonra sola doğru iyice esniyoruz. 12 çift tekrarla fazla da yorulamadan egzersizimizi bitiriyoruz. Daha önceki egzersizlerin devamına eklersek daha iyi olur.

61.Cannes Film Festival'inde en iyi yönetmen ödülü Nuri Bilge Ceylan'ın oldu dün akşam. Filmleri gibi teşekkür konuşması da çok güzel olan Ceylan"Benim tutku ile sevdiğim ,güzel ve yalnız ülkeme adıyorum " demiş.Törenin son on dakikasını izleyebildim, yani tam da Fransız yönetmen Laurent Cantet’in “Entre les murs” isimli filmi Altın Palmiyeyi alırken. Çok sadece, çok hoş bir ödül töreni idi. Nuri Bile Ceylan ise zaten başarılı olduğu bir dal olan yönetmenlik de muhtemelen daha çok ödül almaya devam edecektir. Minimalizmin son dönem en iyi temsilcilerinden biri olması ve her filminin festivallerden ödülle dönmesi başarısını perçinlemesine neden oluyor.
Bir milyon fikir için hazırladığım Online Sohbetler devam ediyor.Atalet ve Çocuk'tan sonra sevgili Fuat nam-ı diğer turşusuyu ile harika bir sohbet gerçekleştirdik.Kurgularından sinema diline kadar pek çok mevzudan bahsettik.İnsanlarla sohbet etmenin keyifli kısmını bir yana bırakırsam eğer bloglarından tanıdığım ,arkadaş olduğum pek çok insanın bir çok değişik yönünü keşfetmek müthiş :)

Bugün yine fidanlığa uğradım eve gelirken ve bu çam ağacına aşık oldum.Evet resmen aşık oldum çünkü bu duyguyu başka bir şekilde tarif etmem mümkün değil. Nasıl alımlı,nasıl tatlı tatlı salınıyordu anlatamam. Yalnız çam ağacı olup olmadığına bir türlü emin olamadım. Fidanlıktaki görevlilere sormak istedim ama çok meşguldüler. Neyse tekrar gittiğimde öğrenirim ve bir kaç fotoğrafını daha çekerim :) Aşk onu görmeden duramamaktır :))
Günlerdir odamı temizlemiyorum
Sevdiğim bir şarkı var
Sürekli onu dinliyorum
Toz almaktansa...
Ne zaman yeniden başlasa
İşte o şarkı
Mutlaka bir sigara yakıyorum
Kibritleri severim bilirsin...
Bazen neden bilmiyorum
Kötü düşler görüyorum uyanıkken
İyi hissedeyim diye kendimi
Güzel isimler koyuyorum hayaletlerime...
Bazen kuşlar geliyor pencereme
Çoğunun adlarını bilmiyorum
Aç kalmak pahasına
Onları besliyorum...
Zaman zaman işe gidiyorum
İnsanlar hiç bakmıyor yüzüme
Halbuki en azından bir selam
Almak istiyorum onlardan...
Balıklarım hala hayatta biliyor musun?
Artık onlara bir akvaryum almalıyım
Kendime ayıp oluyor ama
Biraz yüz vermeliyim solungaçlarına...
Biliyor musun üşüyorum bu aralar
Ve bu yüzden belki de
Yangın çıkarmak istiyorum
Kurtarmak için kim gelir diye...
Mayıs bitmeden Mustafa Eroğlu'nun dizeleri ile tanışmalısınız.
"Babamın öldüğü yerde,
totemlerin yeşil demiri,
bir testi suyla aşk yapıyor.
Bir gelinlik kızın entarisinden,
bir terzinin yorgunluğunu çıkartıyorum,
ıssız melekler kalıyor geriye.
Bir papatyanın büyüme zamanından
Diyarbakır'ı çıkartıyorum,
bana dönüyor bütün silahlar."
Sırasıyla babamı..Kardeşlerimi..Yeğenlerimi..
Tatil yapma fikri bile yıl boyu nefes almadan çalışan insanı heyecanlandırır. Eğer uzak bir yerlere gidilecekse hele ki içinizdeki kıpırdanmalara engel olamazsınız, kimi zamanlar heyecan öyle bir sarar ki içinizi sizi görenler şaşkınlıkla derdinizi sorarlar. Doğal olarak bir sürü huzursuz olma nedeni doğar sizin için. Daha tatilinizin plan aşamasındayken bile "ya istediğim gibi geçmezse,ya para yetiştiremezsem,ya şu olursa ya bu olursa" gibi evhamlar etrafınıza doluşabilir.Muhtemelen dolaşır !Mümkündür!
İçinizi saran tatil mutluluğunun yerini planlar,düşünceler ve hesaplamalar alır.Bu yüzden ani kararlar hem rezil hem vezir edebilir tatilinizi. Ege kıyılarında herhangi bir tatil köyünde ortalama bir tatil planı yaparken aklınıza birden Antalya koyları yahut Karadeniz yeşillikleri düşebilir.Belki de ilk önce şuna karar vermek gerekiyor 'deniz,kum ,güneş" ile mi yoksa' doğa,yeşil,huzur' üçlüsünün keyfini çıkarmaya ihityacım var.
Tatil fikrinin hayallere konu olmasının en önemli nedenlerinden biri ise günlük yaşantının karmaşası ve mecbur hallerinden sıyrılma imkanı vermesidir. Yanınızda belki sevdiğiniz biri ,belki bir dostunuz yahut yalnız başınıza şehri terk edip gitmek. Özgürlük duygusunu sonuna kadar yaşamak seyahatin en başında.
Düşünün bir kere bütün yıl boyunca her sabah 7'de uyanıp akşama kadar çalışıyorsunuz hangi iş kolu olursa olsun kendine has stresi ile baş ediyorsunuz. Bunun yanında aile yaşantınızı,özel hayatınızın rutin problemlerini saymıyorum bile ve bir gün bir sabah gözlerinizi turunç ağaçlarının altında taze ekmeklerin mis kokusu ile açıyorsunuz. Harika değil mi?
"Söz konusu labirent olunca cevap basit: labirent, zihin karışıklığının yeryüzündeki en bilinen sembolüdür. Kendimi tamamen kaybolmuş hissediyorum ve labirent de, kayboluşun simgesi. Ancak, ayna konusu o kadar kolay değil. Birinde “Ben” olmanın fikri, daha sonra üçüncü şahıs olmaya dönecektir ki bu durum, aynanın görüntüsüdür."
Jorge Luis Borges futuristika.com adresinde yayınlanan 1984 yılında yapılmış röportajında böyle dile getirmiş labirentler ve aynalar hakkındaki yazdıklarını.Röportajın diğer bölümleri ise gerçekten Borges ve onun dünyası hakkında pek çok ipucu veriyor.
Başını dik tut
Ben seni severim
İyi bir kuyu diyorlar senin için
İçine bağırmak istiyorum.
Oğuzhan Akay
ÜRK ŞİİRLERİ
Tema ile başım dertte :)) Önceki kullandığım tasarım arıza yapınca değiştirmek zorunlu kaldım ve başladım aranmaya. Kaç tema denedim hatırlamıyorum ancak en sonunda bu temada karar kılmak zorunda kaldım. Doğrusu pek beğenmedim! Ancak gözüm halen etrafta gerçekten hoşuma giden bir tema bulduğum zaman anında değiştireceğim. Aslında bu konuda biraz vakit ayırabilsem ve şu kodlama olayı beni baymasa kendi temamı kendim yazcam ama çoook üşeniyorum. Nasıl olsa hazır yapılmışı varken gibi cümleler kuruyor olsam bile yine de içime sinmiyor. Ne yapsam ne etsem bilemiyorum :( Önerisi olan var mı?

Hadi anlatıver
Nasıl dolanır saçların boynuna rüzgarda
Sesin nasıl ırmaklar gibi çağlar
Dudaklarından yayılan serinlik nasıl fısıldar ...
Hadi gel
Uzun uzun anlat
Gözlerinin nasıl kıvrıldığını ona bakarken
Nasıl başka zamanların eşiğinden geçtiğini...
Hadi durma
Ellerim dizlerimde dinliyorum
Nasıl sarsılır kalbin her nefes alışında
İçinin şarkısı nasıl bedeninden firar eder...

Sararmış fotoğraflar ve anılar. Bir semtle birlikte hayatın değişimine tanık olmanın ve maziye olan özlemin antolojisi ile dolu sayfalar. Bir yazar yaşadığı semti anlatıyorsa eğer durup satırların arasında dinlemek gerek. Okuması çok keyifli bir kitaba imza atmış Adnan Giz.
Arka kapakta yazılı olanlardan etkilenip edindim bu kitabı ,aynen şöyle diyor "Adnan Giz, güzellikleri, vapurları, çarşısı, doktorları, eğlence ve gezinti yerleri, çayırları, tiyatroları, ağırladığı hanedan mensupları, kumandanlar, edebiyatçılar, musiki şöhretleri, sporcularıyla dünden bugüne Kadıköy'ü anlatıyor. Hem tutkuyla hem hüzünle. Şöyle diyor Adnan Giz: 'Üstad Yahya Kemal, devlet düşkünü Üsküdar'ın akşam güneşinin geçici ışıkları altında nasıl bir hayal şehrine döndüğünü anlatan şiirine, 'Git, bu mevsimde gurup vakti, Cihangir'den bak! ' diye başlar. Siz de mevsim ne olursa olsun bir gurup vakti Moda'ya gidin ve Fenerbahçe'nin karşısındaki yamaçta bir banka oturarak Kalamış Koyu'nu doğudan çevreleyen ve Kızıltoprak'la Göztepe arasında kalan bölgeye bakın! Güneş, yüzyıllarca güzelliklerini seyrettiği bu bölgenin bugünkü apartman mezarlığını yüzlerine ışık tutulan suçlular gibi aydınlatmaktadır. Oraya gittikçe, olur olmaz her şeye çare arayan ve bulamayan bir Şarklı kafasıyla, 'Buranın geleceği ne olacak, gelecek nesiller bu apartman mezarlığını nasıl ortadan kaldıracak? ' diye düşünürüm. Evet, gelecek nesiller... Onlar, genç kızlık yıllarının büyüleyici güzelliğini görmedikleri bir yaşlı hanımın bugünkü çirkinliği karşısında hiçbir tepkiye kapılmayacaklardır...' Kadıköy'ün, güzelliğiyle büyülediği yıllarını bir Kadıköy'lü anlatıyor. Bize ve gelecek nesillere.

İlber Ortaylı tarih okumayı sevdiren yazarlardan. Sabah işe gelirken okumaya başladığım "Osmanlı Barışı" adlı kitabı ise nerdeyse bir bilgi hazinesi. Osmanlı Tarihin bilmediğimiz örnekleri,aydınlarının daha önce bahsedilmemiş yönleri,son dönem uğradığı dejenerasyon gibi pek çok başlık altında detaylı bilgiler sunuyor. Doyurucu içeriği ,akıcı dili sayesinde keyifle okunan bir kitap ortaya çıkmış.
Yürüyeceğim
Ünlü Fransız yazarın en güzel kitaplarından biri İğreti Surat.Yaklaşık 40 yıl süren yazarlığı esnasında 150 'ye yakın kitap yazmış Marcel Aymé.Düş ile gerçekliği beraber harmanlayan yazarın Duvargezen adlı çok ünlü olmuş bir kitabı daha var.İroni dolu öyküleri okunmaya değer doğrusu.Malesef çok az kitabı Türkçe'ye çevrilmiştir.
İğreti Surat ortalamanın altında çirkin sayılabilecek bir görüntüye sahip bir adamın günün birinde bu durumunun değişmesi ve ardından yaşadığı hayatı anlatıyor.Toplumsal baskıdan,ailesinin ona bakış açısının nasıl değiştiğine kadar pek çok konuyu irdeliyor.Çirkinlik anlayışı onu öylesine baskı altına alır ki neredeyse her yönü ile nefret edilebilecek bir adam haline gelir.Sonra günün birinde kahramanımız bir başaksı oluverir.Yakışıklı,müthiş bakışlı,karizmatik bir o kadar da özgüveni olan bir erkek haline gelir.Bu aşamadan sonra neredeyse daha önce reddedildiği kadınların gönlünü fetheder ki bu onun değişiminin en büyük kanıtıdır.Ancak değişen fiziksel özellikleriyle beraber ruhu da bu değişimin acılarını çekmeye başlar.O arık başka birisidir ve eski onun yerini nasıl doldurulduğunu gördükçe ciddi acılar çeker.Ancak fiziksel değişimi onu öyler bir yere getirirki tam da hayallerindeki gibidir ve ruhunu da bu değişimi kabullenmeye zorlayarak bir daha eski haline dönmek istemez.Kim ister ki?
Yazarın nereydeyse her öyküsünde olduğu gibi gel-gitler ,acı ile mutluluğun aynı anda servis edilişi ile doludur satırlar.İnsanın içinden öte gidemeyeceğini fevkalade yaratıcı kurgular üzerinden anlatır.
İlk defa Ferhat Göçer'in seslendirdiği bir şarkıyı beğendim doğrusu.Parçanın adı albüm ile aynı adı taşıyor "Çok Sevdim İkimizi" Sezen Aksu ait olan sözler kalbinize dokunuyor önce sonra dilinize dolanıyor.Tam bir Sezen Aksu klasiği olmuş yani.Keyifli dinlemeler...
Ferhat Göçer/Çok Sevdim İkimizi
Yaz gelmek üzere ve tatil planları yavaş yavaş şekillenmeye başlıyor.Doğal olarak hepimizi fena halde diyet telaşı sarmış durumda.Ancak tecrübe ile sabittir ki spor yapmadan yaptığınız diyetin çok bir faydası olmuyor hatta diyet yapmadan biraz yediğimize içtiğimize dikkat ederek spor yaptığımız zamanlar hem formumuzu koruyup hem de daha zinde oluyoruz.Şimdi vakti az olanlara,mümkün değil 45 dk. tempolu yürüyüş yapamam diyenlere sabah uyandıktan sonra 10 dk ayırarak yapacağı bir kaç basit hareket anlatacağım resimli olarak.
1.Sırt germe hareketi 12 tekrar...
2.Bacak germe hareketi 12 tekrar..
3.Kalça sıkılaştırma 12 tekrar...
4.Kol germe hareketi 12 tekrar...
Başlangıç için bu kadar yeterli diye düşünüyorum.Bol su ,bol hareket güzel bir yaz bizi beliyor.
-Şimdi benim anlamadığım doktor ben bu ilacı kullanmadan önce haftada en üç kereydi,şimdi allah sizi inandırsın ikincide bile zorlanıyorum.Yani bu ilaç bana mı yaramadı ne?
-Tamam anlıyorum yaşım 72(yazı ile yetmiş iki) olabilir de zaten ben bu ilacı nie alıyom yoksa elhamdülillah bizde öyle şeyler olmaz.
-Tamam tamam hanımda 60 falan işte ama bak bi dinle sen beni...
-Yok doktor yok sen bişi halledemicen
-Diyom diyom anlamıyon olmuyo işte,hey allam yarabbim ,tövbe estağfirullah...
-Bak doktor içimden içimden kabarıyo bişi ,tamam ama yok, yani sonra yok bişi yani zaten şimdi çok anlatamıyom ben...
-Tamam tamam doktor ben başkasına gidim.Hadi kendine i bak.
Yer :Süper ile Hiper Arasında Kalmış Bir Marketin Kasap Reyonu
Zaman :750 gr.kıyma almak için benden önceki iki kişiyi beklerken
Kişiler:Kasap reyonu görevlisi (dede'ye belli etmeden kıkırdamaktan telef oldu)
Sırada bekleyen birinci kişi cık cıkcı hanım teyze...
Sırada bekleyen ikinci kişi aha hahaaaahha genç erkek...
Ben halı olsa çiçeklerini sayardım ama sadece et çeşitleri vardı gözümün önünde...
Günün sözü:Kasap reyonun görevlisi "Amca ben sana dalak vereyim kan yapar ehi ehii"
Gittiğin gündü.
Yatak odasında,pencerenin kenarında,açık olan perdelerin önünde duruyorduk.Camdan vuran ve yüzüne yansıyan ikindi güneşi yüzünü bir kaç kat daha solgun gösteriyordu her zamankinden...
Bilmelisin" dedin.
Bilmelisin ki sen tıpkı yalancı baharlar gibisin"
Uzun zamandır bilmediğim ya da farkında olmadığım bir şeyi öğretiyormuşcasına,hatırlatıyormuşcasına gözlerin parlamış ama bir anda parlayıp sonra sönen saman alevi gibi yerini yine o sıkıntılı,keder haline bırakmıştı.
"Niye "dedim Sanki neyi kastettiğini bilmiyormuşcasına.
"Artık biraz kendin olamaz mısın " dedin.
"Neden" dedim.
"Kaderini aldatmayı deneyecek kadar safsın çünkü bıraksan ellerine yazgının sana sunduğu bu mükafata,Yaradanın sana verdiği bu hediyeye off of ama kime diyorum ki ben" diyerek sertçe bir yumruk attın duvara...
Sert bir rüzgar gibi esti sessizlik odanın içinde.O anın tek suçlusu o kelime değildi belki ama sanık sandelyesine oturmuştu bile.Mükafat diye kendini nitelendiren birine hediyeli,sürprizli ,fiyonklu müebbet verilmeliydi benim için...
Birbirimizi terk etme nedenimiz olmuştu mükafatlandırılmak.Son konuşma,son kelime,son söz...
Sonra yani sen gittikten sonra dostlarım geldi.Sevda'yı sen hiç sevmezdin belki de bu yüzden onun omzunda sabaha kadar ağladım.Sonra onlarla uzun bir tatile çıktım,o evde kalmak yerine tercih edebileceğim tek seçenek ayrılık ardına tatile çıkmaktı ve sanırım iyi gelmişti bana...
Şimdi ne zaman bir hediye alsam herhangi birinden,birilerinden kulaklarımda o ses yankılanır,ikindi güneşinde solan yüzünü hatırlarım tekrar ve tekrar...

Sen ordan bakınca bana
Yamacın olmak istiyorum.
Kocaman bir dağ olan senin yamacın
En yakının olayım diye ...
Sen dönüp arkanı bakınca
Alevlenmiş bir ateş olayım diyorum
Gürül gürül yanan bir ateş
İçin ısınsın diye ...
Sen ellerini siper edince gözlerine
Susmak istiyorum
Uzun uzun susmak
En duru halimle sana bakmak
Düşlerinin arasında kaybol diye...
Hayat mevsim seçebilir kandırmak için bizi.Bahar geldi mi zamanı durdurmak istiyorum.Diğer ayların aksine ne acıya kölelik etmek istiyorum ne de sıkıntıların kucağına oturmak,ne yenilgilerin hınçlı kollarında mahsur kalmak ne de zamanı mahkum koltuğuna oturtmak.Belki de bu yüzden bahar karnesini yeni almış olmanın ferahlığını henüz üzerinden atamayan çalışkan öğrenciye benzemektir.
Bahar bitti bitiyor az kaldı ama bu baharı çok sevdim ben.Kararsızlığın ardına sakladığı gizemini,hafif rüzgarlarla gülümseyişini,sırp sürpriz yapmak uğruna ıkıla sıkıla yağdırdığı güçlü yağmurlarını ,kısaca her halini, her gününü...
İnsan etrafına örülen duvarları bilek gücüyle yıkamıyorsa eğer dil gücüyle yıkar.Bahar gelmiş,sürgünler bir bir boy verirken durup sadece onları seyretmek hiç bana göre değil di.Gördüğüm herşeyi,farkettiğim her duyguyu yazabilir hale gelmek için durmadan hissetmeye çalışıyorum.Eskiden çok eskiden değil ama insanların birlikte yani çoğul olduğunda mutlu olabileceğini düşünürken kendi küçük dünyamı öylesine sevmeye başladım ki ,gelip içeri girmek isteyenleri önce bekleme salonuna alıyorum bu yüzden.Bu bir yalnızlaşmadan çok ne istediğini bilmeye dönüşüyor ki içimde ,hiç tükenmeyen bir heyecana neden oluyor bu telaşeli gelgitler...
İşte bu yüzden baharı izlemek ve yaşamak arasında çok ciddi farklar var.Bahar farketmek ise eğer 25 yaşının ortalarında olan ben ilk defa bu kadar güzel bir bahar geçirdim.
Sorunlar yok mu ? Hem de ne çoklar!
İş güç iyi mi? Hep kaos,hem çekişme,hep rekabet!
Zaman problemini aşabiliyor muyum? Karmaşayı ve meşguliyet halini sevebilme özelliğim var!
Nasıl kandırıldım ,nasıl tarif edemediğim bir iç huzur olanağı verdi öyle ise bu bahar bana.Sanırım bu sayfaları takip edenlerin cevabı tahmin etmeleri zor olmasa gerek.Dinliyorum,görüyorum,hissediyorum ,yazıyorum.Bunu yaşamak nasıl bir keyif benim için yavaş yavaş sırrına eriyorum.Belki de doğru zamanın gelecek değil "şimdi" olduğunu öğrendim...

Bir gece bir yıldız kaydı gökyüzünden
Susuz topraklarda hayat bulan
Bir gül ağacının kalbine teğet geçti...
Renkli talihsizlikler kuşağı kadar
Hüzünlü olamadı düşlerinin kırılması
Dikenli ,yeşil yapraklı ,çelimsiz dallar için...
Bir kaç damla gözyaşı
Yetti söylentileri asmaya
Oysa biraz eşelemek yeterliydi
Gerçeği görebilmek için...
Heyhat!
Kimin umurunda...
Hünerli çalgıcılar geçerdi
Begonvil kokan sokaklardan
Yüzüne vuran neşeli
Yağmurların rengi
Gözlerimi gölgelerdi...
Sesindeki sarmaşık hırçınlığı
Saklanınca bahçe kapısının ardına
Güneş yanığı tonundan
Akardı sözcükler dilinden...
Kızılı düşerken ikindilerin
Aklım gitmişken başımdan
Dizlerim sızlar
Uyanırım...
Islanmıştı kadın.. Sırılsıklam olmuştu..
Sanki tüm kara bulutlar toplanmış da tek onun üstüne yağıyordu..
Her yağmur damlası vücudunda biraz daha acıya neden oluyordu..
Sadece vücuduyla hissetmiyordu sanki benliğine bir taş gibi vurup geçiyordu..
Oysa hiçbiri umurunda değildi..
Beyni boşalmış gibiydi tek bir kelime vardı uğuldayan kulaklarında
“Bitti”
Neden nasıl ?
Bu kadar mı kolaydı bu kadar mı basitti..
Her şey iki dudağın arasındamıydı.. ?
Bumuydu o kadar emeğin sonu..
Hayır,değildi.. Olmamalıydı ..
“Bitti”den daha fazlasını hak ediyordu..
Ya da etmeliydi..
Kalmıştı bir başına kadın..
Gecenin karanlığı,yağan yağmur yetmiyormuş gibi..
Kalakalmıştı..
Her zaman aynı şeyi yapıyordu..
Ne zaman artık üzülmeyeceğim dese..
Başladığı noktaya geri geldiğini görmek
Canını acıtıyordu..Acıyordu içinde bir yerler elinde olmadan..
Bu sefer inanmak istiyordu kendisine..
“Aynı hataları tekrar yapmayacağım”
Sözünü bir kere daha zikretmek istemiyordu..
Kararlıydı..Yaşamıyacaktı …
Kimbilir belkide gerçekten yaşamıyacak bir daha aynı şeyleri ..Yada yaşayacak ve her defasında aynı yerde bulacak kendini bazen yağmurlu bir sonbaharda bazen serin bir yaz gecesinde ..Düşlediğim ve yazmak istediğim daha farklıydı ama bunlar döküldü klavyeden..

Kısa saçlı
Kara gözlü
Bir kız oturur dut ağacının altında
Elinde bir kalem
Kaderine güneşi güldürür...
Kulakları küpeli
Dişleri inci
Bir kız oturur dut ağacının altında
Elinde bir düş
Rüzgara masallar anlatır...
Elbisesi fırfırlı
Tokası kırmızı
Bir kız oturur dut ağacının altında
Elinde bir ayna
Yolculara içini gösterir...
Geçtiğimiz günlerde kardeşlerim ve bir grup arkadaşı ile toplanıp Darülaceze'ye gittik.Orada geçirdiğimiz bir kaç saat öyle farklıydı ki.Hiç tanımadığınız pamuk teyzeler,sevimli amcalar sizi öyle bir sarıp sarmalıyor ki bu duygunun tarifi imkansız doğrusu...Bol bol fotoğraf çektirdik beraberce boğazımıza düğümlenen cümleleri söyleyemediğimiz için.Ancak şimdi fotoğrafları kontrol ederken en çok bu kare de takılıp kaldığımı farkettim.Pamuk ninenin içimizi delip geçen bakışlarını sanırım uzun zaman unutamayacağım.
Biz hayat gayesine dalıp giden ,ordan oraya koşturan insanlar arada bir durup bakmamız gerekiyor.Sadece durup bakmamız...Belki o zaman ömür dediğimiz şeyin geçiciliğini,ardında koşturduğumuz paranın nesnelliğini,mevki mertebe gibi hayatımızın en önemli noktalarına koyduğumuz şeylerin gerçek yerlerinin orası olmadığını farkedebiliriz.Farketmek neyi değiştirir derseniz bizi derim...Hayatınızı...Hayatlarımızı...Hayatlarını...

Bir yanında hayata yeni gözlerini açmış çiçekleri...
Bir yanında olgunlaşmış iri meyveleri....
Eğer bir şeyler anlatmış olsaydım bile bu küçük portakal ağacının simgelediklerini tarif etmeye yetmezdi becerilerim.Bir fotoğraf karesinin yansıması bu kadar yalın ,bu kadar zengin anlatabilirdi içimden geçen herşeyi...
Tüm annelerin Anneler Günü 'nü kutluyorum.

Kardeşine Yolla Kampanyası 'nı Ali'nin sitesinde gördüğümde Mim'i hemen üzerime alınıp yazmaya karar verdim çünkü blogların böyle güzel olaylaar vesile olması çok güzel.Anneleringünlüğü.com tarafından başlatılan bu güzel kampanya'ya dahil olmak çok kolay,çocuklarınızın kullanılabilir durumda olan giyecek,oyuncak ve eşyalarını paketleyip Aras Kargo'nun yaptığı indirim sayesinde çok uygun bir fiyata Ardahan'lı çocuklara gönderiyoruz.Daha deyatlı bilgi için burayı tekrar okuyabilirsiniz.
Benim bu konuda bir görüşüm daha var mesela benim gibi henüz çocuğu olmayanlar Ardahanlı minikler için küçük bir hediye almak için vakit ayırabilirler değil mi?Hadi ama her zaman yapmıyoruz bunu bir kaç dakikalığına da olsa iki minik gözün sizin aldığınız oyuncak ile oynarken ki sevincini düşünün yahut yeni elbisesini deneyen küçük kızın heyecanını düşünebiliyor musunuz? Umarım bu kampanya amacına ulaşıp daha çok kişiye ve çocuğa ulaşır..




















